Sound of Noise (Yaşamın Ritmi) filmini İstanbul Film Festivalinde biletim olmasına rağmen izleyememiştim. Uzun süredir merak ettiğim bu filmi nihayet izleyebildim. Müzikle dolu Sound of Noise bu yıl izlediğim en keyifli filmlerden biri oldu.
Filmin yönetmenleri Ola Simonsson ve Johannes Stjarne Nilsson 10 yıl önce çektikleri kısa film olan “Music For One Apartment And Six Drummers” dan esinlenerek yine aynı oyuncularla çekmişler ilk uzun metrajlı filmleri olan Sound Of Noise ‘ i.
Film polis memuru Amadeus Warnebring ve müzisyen kardeşi Oscar Warnebring i tanıtarak başlıyor. Oscar doğuştan müziğe yetenekli bir çocuk, 5 yaşında piyano çalmaya başlamış, 12 yaşında ilk eserini bestelemiş. Amadeus ise lakabı “tahta kulak” tan da anlaşılacağı üzere müzik konusunda tamamen yeteneksiz, ayrıca bazı tonlardaki sesleri hiç duymayan, ve müzikten nefret eden bir polis memuru.
Daha sonra şehirdeki müzik kirliliğine karşı 4 maddelik bir eylem planı hazırlayan aktivistler Sanna ve Magnus u tanıyoruz. Düşündükleri eylemi gerçekleştirmek için Marcus, Myran, Anders ve Johannes isimli 4 sıradışı davulcuyu daha gruba katarlar ve eylemlerini uygulamaya başlarlar. Eğlence de tam burada başlıyor. Çünkü bu sıradışı grup şehrin çeşitli noktalarında müzik aleti kullanmadan müzik yapıp adeta tüm şehre konser veriyorlar.
Eylemin ilk adımı “Doctor Doctor Gimme Gas In My Ass” adını taşıyor. (Yukarıdaki videoda bu performansı izleyebilirsiniz.) Bir hastanenin ameliyathanesinde, ameliyathane aletlerini ve hastanın vücudunu da müzik aleti gibi kullanarak ilk gösteriyi gerçekleştirirler. Ve tabi ki bu durum polisi de özellikle de müzikten nefret eden Amadeus u harekete geçirir. O günlerde kardeşi Oscar kentte büyük bir konser verecektir ve Amadeus kentte huzuru kaçıracak hiç bir harekete izin vermemek için uğraşıyordur. Bu sıradışı grubun ortaya çıkışı Amadeus u çıldırtır. İlk performanslarından oldukça zevk alan grubumuz “Money 4 U Honey” isimli ikinci eylemlerini de bir banka şubesinde kağıt öğütücü, para çuvalı, kaşeler, bankomat sıra numaralarını kullanarak gerçekleştirirler. Bir sonraki eylem olan “Fuck The Music Kill! Kill!” iş makineleriyle, Oscar’ın konser verdiği mekanın önünde gerçekleşiyor. Son eylem ise tüm şehre elektrik sağlayan trafo merkezinde elektrik telleri üzerinde verdikleri ve tüm kente müziklerini dinlettikleri “Electric Love” Tüm bu eylemler gerçekleşirken, grubun peşinde olan Amadeus un kendi iç dünyasındaki keşiflerini de izliyoruz.
Grubun tüm müzisyenleri, hayatlarında sürekli bir şeyleri baskıyla yapmak zorunda bırakılmış, bir yerlere yönlendirilmiş, adeta basma kalıp olmaya zorlanmış ama bu baskı karşısında ruhunu kaybetmemek için isyan edip özgürlüğü seçen yetenekli kişilerden oluşuyor. Film boyunca hepsinin hikayesini izliyoruz. Yaptıkları eylemler, olmak zorunda bırakıldıkları tekdüzeliğe, önlerine müzik diye konan populer kültüre, özgürlüklerinin kısıtlanıp ısmarlama birey oluşturma çabalarına adeta bir isyan. Yaptıkları eylemler de bu isyanın bir çığlığı aslında.
Yönetmenlerinin müzikal polisiye diye adlandırdığı bu film, 2011 yılının en eğlenceli keşiflerinden biri.
Yukarıda bahsettiğim filme esin kaynağı olan Music For One Apartment And Six Drummers isimli kısa filmi çeşitli video paylaşım sitelerinde bulup izlemenizi tavsiye ederim. Finalde izlediğimiz "Electric Love" performansı ise filmin başında söyledikleri herkes bir şekilde hayatını kazanmak zorundadır cümlesine güzel bir gönderme olmuş.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder