14 Ağustos 2011 Pazar

Temple Grandin

Temple Grandin,
Filmi izleyene kadar kendisini tanımıyordum. Temple, ABD de Colorado State University de otistik kişiliği olan bir profesör. İyi ki bu filmi izlemişim ve iyiki kendisini tanımışım, Otizm ile ilgili onlarca kitap okusam bile bu 1 saat 40 dakikalık filmin bana verdiği bilgiyi alamazdım sanırım.


Film Liseyi bitiren Temple’ın (Claire Danes) yaz tatilini geçirmek üzere teyzesinin sığır yetiştirdiği çiftliğe gelmesiyle başlıyor. Burada geçirdiği yaz tatili boyunca Temple’ı tanıyoruz. Sevdikleri, korktukları, takıntılı olduğu şeyleri görüyoruz. Tatil sonunda annesi Temple’i üniversiteye kayıt ettirmek için geldiğinde Temple çiftlikten ayrılmak istemiyor. Üniversiteye gitmekle ilgili büyük korkuları olduğunu görüyoruz. Bu noktada film flashback yapıyor, Temple in 4 yaşında bir çocukken henüz hiç konuşamadığını ve otizm teşhisinin konulduğu anları izliyoruz. Sonrasında annesinin büyük çabalarıyla konuşmayı öğrendiğini, okula gidip sosyalleştiğini ama arkadaşları tarafından sürekli dışlandığını görüyoruz. Liseye başladığında tanıştığı Fen öğretmeni Dr Carlock, Temple için bir dönüm noktası oluyor. Dr Carlock içine bakınca algı yanılması olan perspektifli bir odayla adeta Temple'a meydan okuyor ve onun detaylarla düşünen beynini harekete geçiriyor. Temple'ın beyni o kadar mükemmel çalışıyor ki çizdiği projeler sadece çizim aşamasında kalmıyor bunların tümünü zihninde canlandırıp yaşanacak her türlü riski kafasında kurup minimuma indirebiliyor. Ve bu safhalar filmde gerçekten çizimlerle çok güzel anlatılmış. Filmin bir çok karesini otistik olan Temple'ın gözünden izliyoruz. Temple normal insanlar gibi düşünemiyor, fotografik olarak düşünüyor ve hafızasında böyle kalıyor herşey.








Hayatı boyunca karşılaştığı her sorunda Temple’ın aklına Fen öğretmeninin kendisine “Temple, bunun bir kapı olduğunu düşün, seni yeni dünyalarla tanıştıracak bir kapı” cümlesi geliyor. Ve Temple bu cümleyi hatırlayıp vazgeçmek yerine karşılaştığı zorluğun üzerine gidiyor.
Teyzesinin çiftliğinde geçirdiği yaz tatilinde Temple çiftlikteki sığırlarla çok fazla vakit geçiriyor. Onları gözlemliyor. Çiftlikteki sığırların yaşam alanlarının düzeltilmesi için bir çok basit ama işlevsel alet tasarlıyor. Bu arada Temple’ın takıntılarından biri de kendisine dokunulmasından veya sarılmaktan hiç hoşlanmıyor. Ama bazen sakinleşmek için kendisine birinin sarılmasına ihtiyaç duyuyor. Çiftlikteki hayvanları gözlerken hayvanlara aşı vurulmak için kullanılan bir basınç makinesini farkediyor. Hayvan hareket etmesin diye içine sıkıştırılan basit bir makine. Temple çok sinirlenip sarsıldığı bir gün bu makinenin içine girip kendisini sıkıştırıyor ve bu sıkışmanın kendisine sarılma hissi verdiğini farkedip bu makine de rahatlıyor. Bu kısmı neden bu kadar ayrıntılı anlattım. Bu makineyi keşfetmeseydi muhtemelen bugün içine kapanık, asosyal ve bu başardığı şeylerin hiç birini gerçekleştirmemiş biri olabilirdi. Üniversite yıllarını izlerken kaldığı yurt odasına bu basit makineden yapışını, makinenin başına açtıkları ama tüm üniversite yönetimine nasıl direnip başarılı olduğunu görüyoruz ve üniversiteden mezun olduğunda yaptığı mezuniyet konuşmasını hem gülümseyip hem hüzünlenerek izliyoruz.


Mezun olduktan sonra çiftliklerde çalışmaya devam ediyor. Çiftlik hayvanlarını gözlüyor, onların korkularını, endişelerini anlıyor, vebir hayvanın yetişip kesimhaneye gitmesine kadar olan tüm evrelerini gözden geçirip öyle yapılar tasarlıyor ki çiftliklerdeki kayıplar minimuma iniyor. Bugün ABD deki çiftliklerden yarısından fazlasında Temple’ın tasarladığı yapılar kullanılıyormuş. Finalde Temple ın bir otizm kongresinde yaptığı konuşmayı izliyoruz.

Claire Danes, Temple i muhteşem canlandırmış. Sırf bu muhteşem oyunculuk için bile izlenir film. Zaten bu rolüyle 2010 yılında Golden Globe ödülünü kazandı. Ödülü kazandığında kendisi ilk kutlayan Temple olmuştu.

Filmden sonra Temple in hayat hikayesini araştırdım. Hakkında bir çok başarı öyküsü okudum. Kendisi halen çalışmaya devam ediyor. TED konferanslarında yaptığı, türkçe altyazı seçeneği de olan bu konuşmayı izledim.

 İlk fırsatta ülkemizde de satılan “Resimlerle Düşünmek” kitabını alıp okuyacağım.
Temple’ın film boyunca dediği gibi "onlar farklılar ama kesinlikle eksik değiller".
Son olarak film boyunca en çok Temple’ın ölen insanlar ve hayvanların ardından sorduğu
-"Nereye gidiyorlar" sahnesinden etkilendim.
Gerçekten, nereye gidiyorlar..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder