20 Ağustos 2011 Cumartesi

Waste Land


Waste Land (Çöplük), Yönetmenliğini  Lucy Walker’ın yaptığı, 2011 Oscar ödüllerinde “En İyi Belgesel” dalında aday gösterilen ve dünyada bir çok prestijli festivalden ödülle dönen  2010 yapımı bir belgesel.


Waste Land, İplik, tel, toz, çikolata parçaları, bulutlar, çöpler yani aklınıza gelebilecek her türlü şeyle çalışmalar yapan Brezilyalı Sanatçı Vik Muniz’in Rio De Jenairo da bulunan dünyanın en büyük çöplüğü olarak kabul edilen Jardim Gramacho da çöp toplayıcılığı yapan (kendi deyimleriyle Geri Dönüşüm İşçileri) bir grup insanla yaptığı 2 yıllık bir çalışmayı anlatıyor

Brezilyalı Sanatçı  Vik Muniz, kariyerinin ilk yıllarında bir reklam ajansı için yaptığı bir çalışmanın sonunda ödül kazanıyor. Bu ödülü almaya gittiği gün gördüğü bir kavgayı ayırmaya çalışırken silahla yaralanıyor, kendisini yaralayan kişiden dava açmama karşılığı aldığı parayı da ABD ye bir uçak bileti almak için kullanıyor. Belgesel de Vik Muniz in anlattığı bu hikayeyle başlıyor. Belgesel boyunca, Vik Muniz’in Brezilyada iken yaşadığı yerleri unutmadığını, şimdiki noktalara nerelerden geldiğinin bilincinde olduğunu görüyoruz. TED Konferansında yaptığı şu konuşmada da hayat hikayesinin bir kısmını izleyebiliriz. 

 





Belgeselde, Vik Muniz’in Jardim Garamacho çöplüğüne ilk gelişi, buradaki geri dönüşüm atıklarını toplayan işçilerle ilk tanışını izledikten sonra, tanıştığı bu kişilerinde hayatlarını tanımaya başlıyoruz. Her birinin ayrı hikayesi, ayrı hayalleri var, ama çöplük öyle bir yer ki onlar hayal kurmayı çoktan unutmuşlar. Vik Muniz seçtiği bu kişileri fotoğraflamaya başlıyor. Zamanla birlikte çalıştıkça bu işçilerde tekrar hayal kurmaya başlayıp, hayattan bazı beklentilere girmeye başlıyorlar. Uzun bir periyodu izlediğimiz için bu insanların gerçek hayatlarına ortak olmuş gibi hissediyoruz kendimizi. Muniz, fotoğrafladığı bu işçilerin çöplerden devasa büyüklükte portrelerini yapmaya başlıyor. Bu işte de yine kendisine Geri Dönüşüm  İşçileri yardımcı oluyor. Uzaktan baktığımızda işçilerin portresi olarak gördüğümüz bu çalışmaya yakından bakmaya başladıkça yapıldıkları materyalleri, yani çöpleri görüyoruz.
Tüm çalışmalar bittikten sonra, Vik Muniz  bu portrelerden bazılarını, kendi söylediğine göre Pablo Picasso resimlerinden sonra en çok ziyaret edilen sergide sergiliyor, ve bazılarını da müzayede de satarak bu Geri Dönüşüm İşçilerine maddi kazanç sağlayıp hayatlarını değiştirmelerine de yardımcı oluyor.







Eleştirmenler Waste Land’ı belgesellerin “Slumdog Millionaire” i olarak tanımlıyorlar.  Vik Muniz gibi sıradışı bir sanatçıyı tanımak ve Geri Dönüşüm İşçilerinin hayatının nasıl değiştiğini görmek için izlenesi bir belgesel olmuş Waste Land.


City of God (Tanrıkent) ve Trope de Elite 1-2 (Özel tim) filmlerinde arka sokaklarını yakından tanıdığımız Rio de Jenairo nun bu kez çöplüklerini ve orada çalışan işçilerin hayatlarını izlemek güzel bir keşif oldu kendi adıma. Unutmadan söyleyeyim Belgeselin müziklerini de Moby yapmış Bu da ayrı bir güzellik tabi.

Filmin resmi internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz 

Vik Muniz in internet sitesi de bu adreste

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder