Daha önce Cannes Film Festivalinde kazandığı ödülü alırken yaptığı konuşmada “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yanlız ve güzel ülkeme armağan ediyorum” demişti yönetmen Nuri Bilge Ceylan. Bir Zamanlar Anadolu’da yı izleyince gördük ki, yanlız ve güzel ülkesini çok iyi tanıyor, Anadoludaki yaşamı, oradaki sıkışmışlık hissini, kendine özgü dertlerini, muhabbetlerini öylesine içten ve yalın anlatmış ki, filmi izlerken sanki bende o araçlardan birinin içinde karakterlerle beraberim gibi hissettim. Onlarla birlikte aynı sıkıntıları aynı sıkışmışlık hissini yaşadım.
Anadolu da bir kasaba da bir tamirhanenin camından içeriyi gözleyerek başlıyor film. Sonradan ikisini katil birini maktül olarak tanıyacağımız 3 arkadaşın içki masasındaki muhabbetine şahit oluyoruz buğulu bir camın ardından.
Bir sonraki sahnede gece yarısı bozkırın ortasında ilerleyen bir arabadaki “manda yoğurdu” muhabbetine tanıklık ediyoruz. Arabanın önünde oturan Komiser Naci (Yılmaz Erdoğan), arabanın şoförü Arap Ali (Ahmet Mümtaz Taylan), arka tarafta oturan Doktor Cemal (Muhammet Uzuner), ve doktor ile diğer polis memuru arasında oturan zanlı Kenan (Fırat Tanış) karakterlerini tanımış oluyoruz. Komiser Naci ile Arap Ali arasında geçen kaliteli manda yoğurdu nasıl olur muhabbetinde zanlı Kenanın sanki hiç o ortamda değilmiş gibi sessiz ve karanlık bir şekilde oturduğunu izliyoruz, zaten arabadaki diğerleri de sanki Kenanın ve gece yarısı çıktıkları yolculuğun sebebinin farkında değiller gibi davranıyorlar bu sahnede.
Çıktıkları yolculukta 3 araç var. Arkalarındaki araçta kasabanın savcısı ve onların arkasında da kendilerine eşlik eden jandarma aracı var. Ve gecenin ortasında verilen ilk molada öğreniyoruz ki çıkılan bu yolculuk zanlı Kenanın işlediğini itiraf ettiği cinayet sonrası maktülün cesedini arama çalışmasıymış. Bir çeşme başında düz ve sürülmüş bir tarlanın kenarında top şeklinde ağacın olduğu yere gömdüm dediği cesedi arama çalışmalarını izlemeye başlıyoruz. İlk başlarda hemen gidecez cesedi teşhis edip tutanakları hazırlayıp dönecez havasında başlayan bu yolculuk, her gittikleri durakta zanlı Kenan ın galiba burası da değildi demesi ile git gide gerilimli bir hal almaya başlar. Saatler gece yarısını çoktan geçmiştir, bir taraftan savcı Nusret (Taner Birsel) Komiser Naciyi sıkıştırıyordur ve karakterlerin yaşadıkları gerilimi filmi izlerken direk olarak hissediyorsunuz. Zaten büyük bir ciddiyetle başlanılan soruşturma da gitgide ciddiyetten uzak bir hal almaya başlamıştır. Bir süre sonra bu arayıştan sıkılan karakterler kendi kişisel dertlerini düşünmeye başlamışlardır. Ceset aranan tarladan elma yada kavun toplamak gibi eylemlere girişmeye başlamışlardır. Bu sefer tamam dedikleri durakta da aradıklarını bulamayınca yakınlardaki bir köyde muhtarın evinde mola vermeye karar verilir. Filmin senaristlerinden biri olan Ercan Kesal muhtar rolü ile olağanüstü bir performans sergilemiş. Sadece bu muhtar performansı için bile film izlenebilir. Filmin ilk 1.5 saati bu şekilde geçiyor. Bu ana kadar film tam bir erkek filmi. İlk kadın karakteri muhtarın evinde görüyoruz. Misafirlere çay servisi yapan muhtarın kızı güzelliğiyle tüm karakterleri derinden etkiliyor ve başta zanlı Kenan olmak üzere muhtarın kızını gören tüm karakterler kendi içlerinde bir hayat muhasebesine girişiyorlar. Komiser Nacinin eşi ile olan problemleri ve çocuğunun hastalığı, Savcı Nusretin geçmişinde bir sır olarak duran bir ölüm, Doktor Cemal in boşanma sonrası yaşadığı dönem..
Son bir saatte cesedin otopsi sahnesini izliyoruz. Burada da ağırlıklı olarak doktor ve onun iç dünyası ön planda. Otopsi sırasında asistanın konuşmaları, ortaya çıkan büyük sır, bunun rapora nasıl işlendiği, bürokrasi, bıkkınlık, boşvermişlik, filmi izlerken üstüne konuşulması gereken konular olmuş.
Filmin son sahnesinde de doktor bu kez açılış sahnesinin aksine pencereden dışarı bakıyor. Bir grup çocugun top oynamasını seyrediyor. Ölen adamın oğlunun topa vurduğu sahnede herşeye rağmen hayat devam ediyor diyesi geliyor insanın.
Filmde akılda kalan bir çok sahne var, muhtarın evinde geçirdikleri anlar, Arap Ali’nin gittikleri tarlarlarda topladığı elma ve kavunlar, doktor ve savcının verilen molalardaki muhabbetleri, filmin son bir saatindeki otopsi sahneleri ve otopside doktora yardımcı olan asistanın yaptığı muhabbetler, aslında düşününce 157 dakikalık bir filmde hiç boş sahne yok. Tüm oyunculuklar mükemmel, filmin ilk 1.5 saati gece geçmesine rağmen görüntü yönetmeni mükemmel bir iş çıkarmış, bozkırın o tekinsiz havasını filmi izlerken gerçekten hissediyorsunuz. Bol diyaloglu bir film Bir Zamanlar Anadolu’da. Bazı anlarda kahkaha attıran espirilerde mevcut. Hani Nuri Bilge Ceylan filmlerine önyargı ile bakanlarda korkmadan izleyebilir. Arada kaçırdığım diyalogları yakalamak, filmin üzerine daha derinlemesine düşünebilmek için tekrar izleyeceğim.
Filmin senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, Ercan Kesal ve Ebru Ceylan birlikte yazmışlar. Gökhan Tiryaki büyük çoğunluğu gece geçen filmde harika bir görüntü yönetmenliği sergilemiş. Her karesi kartpostal gibi olan, karakterlerinin sıkıntılarını kasıtlı olarak izleyene hissettiren bir yönetim göstermiş Nuri Bilge Ceylan. Aldığı ödülü sonuna kadar haketmiş, umarım gişede de iyi iş yapar ve daha pek çok güzel film için bir motivasyon olur bu güzel ekibe.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder