18 Eylül 2011 Pazar

Everything Must Go


Yönetmen Dan Rush filmin senaryosunu Raymond Carver’in "Why Don’t You Dance" isimli kısa öyküsünden uyarlamış. Ülkemizde !fİstanbul 2011 de "Her Şeyim Satılık" adıyla gösterilmişti. Bir gün içinde hem işini hem oturduğu evi kaybedip karısı kendisini terk eden bir adamın, tüm eşyalarını satarak geçmişini geride bırakmasını anlatan bir Amerikan bağımsız filmi.


Filme bir şirkette üst düzey satış sorumlusu olarak çalışan Nick Halsey (Will Ferrell) in aşırı alkol tüketimiyle ilgili zaman zaman sorunlar yaşadığını, yine bir şirket kutlaması sonunda aşırı alkolün etkisiyle bir iş arkadaşıyla birlikte olduğu iddialarının sonunda işini kaybettiği sahneyi izleyerek başlıyoruz. İşini ve arabasını kaybeden Nick cebindeki son parayla marketten yüklü bir bira alışverişi yapıp eve doğru yola çıkar. Eve geldiğinde kendisini bir kötü sürpriz daha beklemektedir. Eşi kendisini terketmiştir, evin tüm kilitlerini değiştirmiştir ve tüm kişisel eşyalarını ön bahçeye yığmıştır. Bu arada kredi kartları banka hesabı ve cep telefonu da iptal olmuştur. Bir günde hayatı neredeyse kararan Nick bahçeye atılan koltuğuna oturur ve cebindeki son parayla aldığı biraları içmeye başlar. Geceyi de bu koltukta geçiren Nick komşularının şikayeti üzerine gelen polislerden bahçesindeki eşyaları 3 gün içinde boşaltması gerektiğini öğrenir. Bu arada alkol problemi yaşadığı sıralarda kendisine yardımcı olan dedektif Frank’ten başının polisle derde girmemesi için yardım ister. Evinin etrafında bisikletle dolaşan küçük çocuk Kenny ile kendisi yokken eşyalarına göz kulak olması için anlaşır ve aralarında bir dostluk başlar. Bahçesindeki koltuğunda yaşamaya başlayan Nick her birinin geçmişe dair anılar taşıdığı kişisel eşyalarını Kenny nin de yardımıyla garaj satışı yöntemiyle bahçesinde satışa çıkarır. Bu arada bahçesinde oturduğu koltukta komşularının yaşantısını gözler. Mahalleye yeni taşınan fotoğraf öğretmeni olan hamile Samantha (Rebecca Hall) ile arkadaşlık kurar.


Filmi izlerken tuhaf bir dinginlik hissine kapılıyorsunuz. Sanki bir an gelecek her şey düzelecek hissi filmin ilk sahnesinden finaline kadar sizi bırakmıyor. Filmdeki ana karakter dışında yan karakterlerin hikayelerini de izliyoruz. Özellikle Nick in bir sahnede Samantha’nın hayatı ile ilgili geçmişe, geleceğe, hayallerle ilgili tespitler filmin tepe noktasını oluşturuyor. Yine annesi ölmek üzere olan yaşlı bir kadına bakıcılık yapmak zorunda olan Kenny'nin hikayesi, kocası ile yaşadığı sorunlarla yüzleşmekten kaçan Samantha’nın hikayesi, eski eşyalarının arasında bulduğu yıllık sayesinde tekrardan görüştüğü liseden arkadaşı, 2 çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kalmış Delilah’ın hikayesini, Nick in tüm bu kişilerle kurduğu arkadaşlıklarla birlikte izliyoruz. Nick tüm bu yaşanmışlıklarda isyan etmiyor, kilidi değiştirilmiş evine kapıyı kırıp girmeye çalışmıyor, yaptığı hataların farkında ama yine de içmekten vazgeçmiyor. Eşyalarını satışa ilk çıkardığında hiç birini satmaya kıyamazken zamanla onlara sahip olduğu anları artık geride bırakmak zorunda olduğunu anlayıp satmaya başlıyor. Hatta bazı durumlarda iyi bir satışçı olmasının verdiği yetenekle pazarlığı kuvvetlendirmek için bazı eşyalarını sattıklarının yanında hediye olarak veriyor. Hatta bu eşyalardan bazılarını çevresinde ilişki kurduğu kişilere direk hediye olarak veriyor.

Benim en sevdiğim filmler her zaman kalkıp gittiğinde sana kendi hayatını, ilişkilerini ve başkalarının hayatlarını düşündürten filmler olmuştur. Dolayısıyla, eğer insanlar duygusal olarak etkilenirlerse, ben de mutlu olurum.” diyen senarist ve yönetmen Dan Rush bu ilk senaristlik ve yönetmenlik denemesinde hayatın içinden aşırıya kaçmadan sevimli ama hüzünlü bir bağımsız hikaye yaratmış.


Will Ferrel, Nick rolünde çok çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Filmin hem sevimli hem hüzünlü hikayesi bir yana sadece Will Ferrel in muhteşem oyunculuğu için bile izlenebilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder